AnasayfaEnglish
 

 

  • Cilt
  • Cilt kırışıklıkları
  • Selülit
  • Nemlendirme
  1.  DERİMİZİN YAPISI

İnsan vücudunun en büyük organı olan derinin işlevi şöyledir:

  • Vücudu örtü gibi kaplayarak dış etmenlere karşı (ultraviyole ışınlar, radyasyon ve serbest radikaller) korur.
  • Zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.
  • Vücut sıcaklığının korunmasında bir termostat gibi görev yapar.
  • D vitamini sentezi yapar, psikolojik uyarılara karşı tepki verir.

İnsan vücudunun en geniş ve en ağır organı olan deri başlıca üç tabakadan oluşmuştur.

  • Cildin en üst tabakası epidermis derimizin dışarıdan bakıldığında görünen kısmıdır.
  • Orta tabaka dermis derinin yaşayan tabakasıdır. Kan damarları, ter bezleri, kıl kökleri, sinirler vb. bu tabakada bulunur.
  • Hipodermis derinin en iç katmanını oluşturur. Temel olarak yağ hücrelerinden oluşan bu tabaka bedenin ısısını korur.

1.   Epidermis

Derinin en üst tabakasıdır. Bu tabaka derinin yüzeyini örtmesi, cilde nem sağlaması ve renk vermesi nedeniyle kozmetik açıdan büyük önem taşımaktadır.

Epidermis dört tabakadan (sadece avuç içi ve ayak tabanında beş) oluşmuştur. Bu tabakalar içtenyüzeye doğru şu şekilde sıralanır:

 

 

 

 

 

 

a) Stratum germinativum (St. basale - Bazal tabaka): Epidermisin en alt tabakasıdır. Bu tabakada cildin yenilenmesini sağlayan keratin ve cilde rengini veren melanin hücreleri bulunur:

b)Stratum spinosum (Spinöz tabaka - Dikensi tabaka)

c)Stratum granulosum (Granüler tabaka)

d)Stratum lucidum: Yalnız el içi ve ayak tabanında görülen bir tabakadır.

e)Stratum korneum (Boynuzsu tabaka): 15-20 sıra düzleşmiş, çekirdeklerini ve organellerini kaybetmiş, keratinize ölü ‘korneosit’ hücrelerinden oluşmuştur. Epidermisin en üst tabakasıdır. Stratum korneum, koruyucu bariyer olarak görev görmektedir. Stratum korneum’un ana fonksiyonu su kaybını (TESK) önlemektir.

Hücre döngüsü / Keratinizasyon / Deskuamasyon

Epidermisin yaklaşık %90-95’i keratinosit hücrelerinden oluşur. Epidermisin en alt tabakası, Bazal tabakada bulunan keratinosit hücreleri zamanla değişime uğrayarak bölünüp çoğalırlar ve epidermisin üst katmanlarına doğru hareket ederler. Yukarı doğru hareket eden keratinosit hücreleri her hareketlerinde taşıdıkları nemi kaybederler ve epidermisin en üst tabakasına ulaştıklarında tamamen nemsiz kalan hücreler, ölü deri hücresi olarak ciltten atılırlar ölürler.

Sağlıklı bir deride günde 5 milyar hücre üretilir ve aynı oranda hücre dökülür. Sürekli devam eden bu döngü sayesinde cilt her ay kendini yeniler. Yaşlanma ile birlikte bu döngü yavaşlar.

Melanositler:

Bazal tabakada bulunan melanosit hücreleri deriye rengini veren ve deriyi güneşin zararlı ışınları olan ultraviyole ışınlarından koruyan melenin pigmentini sentezlemekle görevlidirler. Melanositler güneşte kalma süresi uzadıkça cildi güneşe karşı korumak için daha fazla melanin salgılayarak cildin renginin koyulaşmasına, bronzlaşmaya neden olur. Esmer tenli insanlarda melanin pigmenti daha fazla sayıda bulunmaktadır.

2.   Dermis

Derinin en kalın (1.5-4 mm) katmanıdır. Derimizin %90’ınını dermis tabakası oluşturur. Kan damarları, ter bezleri, kıl kökleri, sinirler bu tabakada bulunur. Ayrıca kozmetik görünüm açısından oldukça önemli olan derinin esnekliğinden sorumlu elastin ve kolajen lifleri bakımından da zengindir.

Kolajen ve elastin proteinleri dermiste bulunan fibroblast hücreleri tarafından üretilir. Kolajen ve elastin gibi proteinler derinin gergin ve elastik olmasını sağlar. Yaşlanmaya bağlı olarak kolajen ve elastinde azalmayla birlikte deride sarkma, gevşeme ve kırışıklıklar görülür.

 

3.   Hipodermis

Hipodermis, vücudun birçok bölgesinde 1-2 mm kalınlığındadır. Özellikle fiziksel darbelere karşı mekanik koruma sağlayan hipodermis yağların depolandığı kısımdır. Yaş arttıkça bu yağ tabakasının bir kısmı kaybolur, bir kısmı ise istenmeyen bölgelerde birikerek yaşlı bir görünüm oluşturur. Kan damarları ve sinirlerin bulunduğu hipodermis, ayrıca ısı yalıtımı sağlar ve derinin dayanıklılığına katkıda bulunur.

Hipodermis tabakasının kozmetikteki önemi selülite neden olan yağ hücrelerini içermesidir. Adiposit adı verilen yağ hücrelerinin gereğinden fazla yağ depolayarak genişlemesi nedeniyle dolaşım bozulur ve vücutta ödem oluşur. Ödemlerin dışarıdan görünür hale gelmesi ise selülit denilen çukurlu görünüme neden olur. 

CİLT SORUNLARI

1) Siyah Noktalar ve Sivilceler

Cildin orta tabakası olan dermis kıl köklerini içerir. Kıllar dermisten epidermise uzanan folikül adı verilen kanallarla cilt yüzeyine çıkarlar. Yağ bezleri tarafından salgılanan sebum bu kanallardan geçerek cilde ulaşır ve cildin üstünde koruyucu bir yağ tabakası oluşturarak cildin su kaybederek korumasını engeller. Cildin yenilenmesi sürecinde oluşan ölü deri hücreleri de bu kanal yoluyla dışarı atılır.

Ancak yağ bezlerinin fazla sebum salgılaması nedeniyle kıl folikülleri yani gözenekler tıkanabilir. Gözenekler tıkandığında bu kanaldan atılması gereken ölü hücreler folikül içinde birikir ve bakterilerin çoğalmasına neden olur. Tıkanan bu bölge siyah nokta, sivilce ve daha ileri aşamada akne oluşumuna neden olur.

Sivilce ve aknelere hormonlardaki değişikliklerle yağ bezlerinin daha fazla çalışması nedeniyle özellikle ergenlik dönemlerinde rastlanır. Ayrıca genetik faktörler, stres, ilaçlar ve bazı kozmetik ürünler nedeniyle de sivilce oluşabilmektedir.

Kıl folikülünün tıkanmasını önlemek için cildin düzenli olarak temizlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle cildi sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kere cildin pH’ına uygun bir temizleyici ile temizlenmesi önem taşımaktadır. Temizleme ürünün ardından tonik uygulamak ve haftalık olarak da cilde peeling ve maske yapmak gözeneklerin içinin temizlenmesine yardımcı olur.

pH ne demektir:

pH çözeltinin asitlik veya bazlık derecesini tarif eden ölçü birimidir. 1-7 arası asitlik oranını gösterirken, pH 7 nötr yani ne asit ne de baz demektir. 7-14 arası ise bazlık derecesini gösterir.

 

Cilt de kendine has bir asit–baz dengesine sahiptir ve bu denge bakterilerin oluşumunu engeller. Cildin pH seviyesi 5.5’tir yani cilt asidik bir yapıdadır. Bu dengenin bozulması çeşitli cilt sorunlarına yol açar.

Cildin pH dengesini korumak için cilde uygun ürünler kullanmak çok önemlidir. Örneğin cilt temizliğinde sıklıkla kullanılan sabunun pH değeri 10'dur. Çok iyi bir temizleyici olmasının yanı sıra cildin tüm yağını aldığı için cildin su kaybetmesine ve kurumasına yol açar. Ayrıca cildin yağ dengesi de bozulduğu için cilt yağ dengesini sağlamak için normalden fazla da yağ salgılayarak ciltte aşırı yağlanmaya yol açabilir.

2)Nemsizlik

Sağlıklı, esnekliğini ve bütünlüğünü koruyan bir ciltte su oranı %10'un üzerinde olmalıdır. Epidermisin en üst tabakası olan St. korneumun ana fonksiyonu derinin su kaybını (TESK) önlemektir.

Cilt yağsı maddeler üreterek kıl folikülü vasıtasıyla cilt yüzeyine salgılanır. Salgılanan bu yağsı maddeler cilt yüzeyindeki su kaybını engelleyerek cildin kurumasının önüne geçer.

Ayrıca St. korneum’da bulunan ‘ doğal nemlendirici faktörler’ (DNF) suda çözünürlüğü yüksek olan kimyasallardan oluşmaktadır ve düşük nemli ortamlarda bile büyük miktarda su emebilme özelliği sayesinde derinin nemli olmasına katkıda bulunur.

Ancak içsel ve dışsal nedenler DNF seviyesinde azalmaya ve dolayısıyla St. Korneum (SK) tabakasının içindeki su oranının azalmasına neden olabilir. Su kaybı sonucu cilt nemsiz kalır, esnekliğini kaybeder, çatlar ve pullanır. Bu durum ciltte ince çizgi ve kırışıklıkların oluşmasına da neden olur.

Doğal nem faktörünün hava kirliliği, iklim değişiklikleri ve alkollü maddeler gibi çevresel nedenlerle çözülüp azalmasını engelleyerek ciltteki nemi korumak için cildi nemlendiriciler ile dış etkenlerden korumak ve cildin pH' ile aynı pH' sahip ürünleri kullanmak oldukça önemlidir.

Nemlendirici kremlerin faydası nedir?

Nemlendiriciler ciltteki ideal su oranını korumak için nem içeriğini iyileştirir ve cildin üstünde koruyucu bir tabaka oluşturarak su kaybını önler.

Nemlendirici ürünler günlük cilt bakımında cildin yumuşaklığını ve nemini korumak amacıyla kullanılırken, aşırı kuruluk, pullanma, çatlama, egzama gibi birçok cilt probleminin tedavisinde de destekleyici ürün olarak kullanılmaktadır.

Kuru cilt ile nemsiz cilt arasındaki fark nedir?

Kuru cilt tipi genetik olarak belirlenmiş kalıcı bir durumdur. Kuru ciltlerin kuru olmasının ana nedeni ciltteki yağ oranının az olması ve bu nedenle de ciltteki nemin korunamamasıdır.

Nemsizlik ise her cilt tipinde karşılaşılabilecek geçici bir sorundur. Çeşitli nedenlerle ciltteki su oranının azalması ile cilt kuruluğu ve derecesine göre pullanma ve gerilme ortaya çıkar.

Ortak özellikleri cildin cansız görünmesi, gergin ve sert olmasıdır.

Yağlı ciltler de nemsiz kalır mı?

Cilt tipinin kuru olması ile cildin kuru olması aynı şey değildir.  Yağlı bir cilt nemsiz yani susuz kalması nedeniyle kuruluk yaşayabilir ve cilt yağlı olmasına karşın ciltte pullanmalar görülebilir.

3) Cilt Yaşlanması

Yaşlanma; zamanın geçişine bağlı olarak, bireyde görülen anatomik ve fizyolojik değişiklikleri tanımlar. Cilt, yaşlanmaya bağlı değişikliklerin göründüğü ilk organdır. Öyle ki yaşlanmanın ilk fiziksel belirtileri 25 yaş civarında ciltte ortaya çıkar. Özellikle dudak ve göz çevresi ile alında, ince çizgiler halinde kalıcı olmaya başlayan mimik kırışıklıklarına, cilt esnekliği ve neminde azalma eşlik eder.

45 yaşından itibaren hormonlardaki azalmayla beraber, kolajen ve yağ üretiminde düşüş; buna bağlı olarak cilt esnekliği, sıkılığı ve nem tutma kapasitesinde kayıplar; epidermiste incelme ve kuruluk gözlenir.

Daha aşağıda cilt altı yağ dokusu bulunur. Zamanla yağ dokuda da azalma olur cilt dolgunluğunu kaybederek sarkar. İleri dönemlerde kemik yapıda da bazı değişiklikler olur.

Yaşlanan ciltte incelme, renk değişiklikleri, kırışıklıklar, sarkmalar, deri tümörleri, kılcal damarlarda artış,  kuruluk ve donuk görünüm izlenir. 

 ‘Anti-aging’ hücre fonksiyonlarına zarar veren faktörlere karşı alınan önlemlerle yaşlanma belirtilerinin geciktirilmesi anlamına gelir.  

Yaşlanmaya Etki Eden Faktörler

Cilt yaşlanmasına neden olan faktörler iki başlıkta incelenebilir:

1.    Genetik Nedenlerle Yaşlanma / İçsel Yaşlanma

Genetik, metabolik ve hormonal faktörler nedeni ile zamana bağlı olarak ortaya çıkan yaşlanmaya denir.

Sağlıklı bir ciltte yaşlı hücreler zamanla ölür ve dökülür. Yerine daha aşağıdan gelen genç hücreler geçer, bu döngü ortalama ayda bir kez olur ve cilt yenilenir. Ancak yaşlanma ile birlikte bu süre uzar ve cilt daha yavaş kendini yeniler. Epidermiste gerçekleşen bu etkiler cildin kurumasına, daha pürüzlü ve mat görünmesine neden olur.

Dermiste bulunan ve cilde esnekliğini ve gerginliğini veren hyalüronik asit, kolajen ve elastin liflerinin de azalması ile birlikte ciltte sarkma ve kırışıklıklar oluşur.

Özellikle menopoz döneminde östrojen hormonunun azalması nedeniyle cilt hızlı bir çöküşe geçer ve 4-5 sene aralılarla fark edilebilecek yaşlanma belirtileri 1 sene de kendini belli eder. Bu dönemde kadınların çoğunda ciltte kurumalar, kırışıklıklarda artış, cilt elastikiyetinde azalma ve kahverengi lekeler dikkat çekmektedir.

2.    Çevresel Nedenlerle Yaşlanma / Dışsal Yaşlanma

Cildin çevreden gördüğü zararlar nedeniyle yaşlanmasına denir. Cildin yaşlanmasında çevresel faktörlerin rolü %80’dir. Çevresel yaşlanmaya ise %90 oranda güneş neden olmaktadır. Yaşam tarzı, sigara, stres, kötü beslenme, ilaç kullanımı, kimyasallar ise çevresel yaşlanmaya neden olan diğer faktörlerdir.

Çevresel faktörlere bağlı olarak ciltte serbest radikaller daha fazla zarar vermekte, derinin savunma sistemi gerilemekte ve dolayısıyla ciltte yaşlılık belirtileri görülmektedir.

a) Güneş Işınları ve Etkileri

Güneş cilt yaşlanmasına neden olan en önemli çevresel faktördür. Güneşin cilde zarar veren ışınları UVA ve UVB’dir. UVB daha çok güneşin etkisinin yüksek olduğu ve daha çok maruz kaldığımız yaz aylarında cildi yakıcı, erken yaşlandırıcı etkiye sahiptir. UVA ise UVB’den farklı olarak, gün doğumundan gün batımına, kış ayları da dahil tüm yıl boyunca, açık ya da bulutlu havalarda yeryüzüne ulaşır ve cildin erken yaşlanmasına ve cilt kanserine neden olan en önemli ışındır.

UV ışınları dermiste kolajen ve elastin liflerini bozarak cilt yaşlanmasına ve ayrıca da ciltte lekelenmelere neden olur.

b) Sigara

Sigara dumanında cilde hasar verip, cildin yaşlanmasını hızlandıran maddeler bulunmaktadır. Sigara içenlerde kolajen sentezinin belirgin olarak azaldığı ve elastin liflerinde bozulma meydana geldiği tespit edilmiştir.

c) Serbest Radikaller ve Özellikleri

İnsanın ihtiyaç duyduğu enerji, hücrelerde üretilirken kullanılan oksijen molekülünde yapıca bir değişiklik olması sonucunda ‘serbest radikal’ diye tabir edilen zararlı maddeler açığa çıkar. Serbest radikaller özellikle DNA, proteinler, yağlar üzerinde tahrip edici olmakla birlikte deriye gerginlik veren kolajen molekülünün de bozulmasına sebep olur.  Aslında serbest radikaller vücutta ‘antioksidan’lar ile zararsız hale getirilse bile yaşın ilerlemesine bağlı olarak bu antioksidanlar işlevlerini yitirmeye başlar.

Yaşlanmada Ciltte Görülen Değişiklikler

a) Hiperpigmentasyon:

Hiperpigmentasyon orta yaşlı bireylerde uzun süre güneşe maruz kalma, bazı ilaçlar, kimyasal maddeler veya var olan hastalıklar sonucunda gelişen deri üzerindeki lekelenmelerdir.

b) Cilt Kuruluğu ve Yaşlanma

Cilt kuruluğu, görünümde kabalaşma, pullanma, kızarıklık, çatlak veya kaşıntının da eşlik edebileceği cilt halini tanımlar. Yaşlılarda, derinin yenilenmesinin azalması ve cilt bariyerindeki bozulmalar, kaba veya “kuru” cilde neden olmaktadır.  

c) Sarkma ve Gevşeme

Hormonal aktivitelerin yavaşlamasıyla 45 yaş sonrası cilt yaşlanması hızlanır. Yaşlanma ile birlikte dermiste bulunan, cildin dayanıklılığını elastikiyetini sağlayan kolajen ve elastin lifleri azalır. Cilt sıkılığını kaybederek gevşer ve yer çekimine karşı koyamayarak sarkar. Bunlar yoğun olarak çene çizgisi, yanaklar ve göz kapaklarında gözlenir.

4) Selülit

Kadınların bedenleri hamilelik ve emzirme döneminde ihtiyaç duyacakları enerjiyi karşılamak amacıyla ergenlik döneminden itibaren yağ depolamaya başlar. Bu yağlar portakal kabuğu görünümünün oluşma nedenidir.

Hormonal faktörler, soyaçekim, dolaşım bozukluğu, hareketsiz yaşam, yanlış beslenme gibi çok çeşitli nedenler sonucunda bazen erken bazen de geç bir yaşta ortaya çıkar. Portakal kabuğu görünümü kadınların %90'ında az veya çok görülür. Kilolu bir kadında olmayabileceği gibi, çok zayıf bir kadında da görülebilir. Fakat fazla kilolar ve hareketsiz yaşam tarzı selüliti en fazla arttırıcı faktörlerdendir.

Selülit nedir?

Selülit, deride daha çok bacak ve kalçalarda ortaya çıkan portakal kabuğuna benzeyen çukurcuklar şeklinde ortaya çıkar. Tıbbi açıdan hastalık olarak kabul edilmez. En sık yağ toplanmasına uygun olan bacağın üst arka bölgesinde ve kalçalarda görülür. Ayrıca karnın alt kısmı, üst kol, boyun ve sırtın üst bölümlerinde de görülebilir.

Selülit nasıl oluşur?

Adiposit adı verilen yağ hücreleri fazla yağ depolanması nedeniyle şişerek genişler. Genişleyen adipositler çevresinde bulunan kan ve lenf damarlarına baskı yapar ve bunun neticesinde dolaşım bozulur. Bozulan dolaşım sonucunda su toplanır, toksinler birikmeye başlar, ödem ortaya çıkar. Su tutuldukça yağ hücreleri genişler ve bağ dokusu gerilir. Elastikiyetini yitiren bağ dokusu tüm yağ hücrelerini içine alacak şekilde genişler.

Yağ bu hücrelerde artan oranda toplanmaya devam eder. Yağ hücreleri tümsekler oluşturacak şekilde yukarı doğru itilir. Adipositler arasındaki bağ doku ise genişlemez ve cildi aşağı doğru çeker. Deri altında gerçekleşen bu karşılıklı itme ve çekme hareketi, cilt yüzeyinde portakal kabuğu görünümüne sebep olur.

Selülite Neden Olan Etmenler

  • Östrojen
  • Hamilelik
  • Şişmanlık
  • Genetik yapı
  • Fazla tuz alımı
  • Az lifli gıdalarla beslenme
  • Hareketsiz bir yaşam
  • Sigara içmek
  • Bazı ilaçlar (Antihistaminikler, antitiroid, beta-blokerler vb.)
  • Yağ emme (Liposuction) ve karın içi operasyonlar
  • Ağır masaj  
  • Ayrıca sıkı giysiler, yüksek topuklu ayakkabılar da baldır kaslarının zayıflamasına ve kan pompalama mekanizmalarına zarar vererek venöz dolaşımı etkiler.  

Selülit neden sadece kadınlarda görülür?

Erkeklerde görülmemesinin sebeplerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Kadınların ve erkeklerin yağ hücrelerinin şekilleri farklıdır.
  • Erkeklerin derisi kadınlarınkine göre daha kalın ve elastiktir.
  • Erkeklerde yağ vücudun farklı bölgelerinde toplanmıştır (karın çevresi).  
  • Selüliti tetikleyen kadınlık hormonu östrojen erkeklerde yüksek derecede bulunmaz.

Selülitin aşamaları nelerdir?

Selülit deride zamanla ortaya çıkmakla birlikte deri üzerinde şu belirtilere neden olur:

1. derece selülit: Ayakta ya da istirahat halinde selülit görülmez. Deri sıkıldığında portakal kabuğu görüntüsü ortaya çıkar.

2. derece selülit: Ayakta dururken selülit görülür; ancak istirahat halinde bu görüntü kaybolur.

3. derece selülit: Ayakta ve yatarken selülit görülür.

4. derece selülit: Deride yükselmiş ve çukurlaşmış bölgeler ve ağrılı nodüller görülür.

Selülitten korunmanın yolları

Selülit oluştuktan sonra tedavisi çok güç yapılan bir dokusal bozukluk. Bu nedenle de oluşmadan önce gereken tedbirlerin alınması gerekiyor. Bunun için kolalı ve kafein içerikli içecekler, çikolata, salça, turşu, renkli ve mayalı içecekler, salam, sucuk, sosis, ketçap, mayonez, hazır çorbalar, poşet çaylar, konserveler, gofret ve boyalı şekerler, plastik bardakla içilen sıcak içecekler ve katkı maddesi (koruyucu madde) içeren tüm gıdalardan uzak durulması gerekiyor.

Yağlı, tuzlu, tatlı ve katkılı yiyeceklerden uzak bir beslenme dışında, düzenli olarak spor yapmak büyük önem taşıyor. Yürüyüş, koşu ve yüzme selülite karşı yapılacak en iyi sporlar. Ayrıca evde yapılacak 10-15 dakikalık masaj da kan dolaşımını hareketlendirip selülitin oluşmasını önlüyor.

CİLT TİPLERİ

1) Normal cilt: Hafif gergin, kırışıksız ve pürüzsüz yapısı ile normal olarak adlandırılmasına rağmen az rastlanan cilt türüdür. Cilt pembe yumuşak ve pürüzsüzdür. Gözeneklerin açıklığı idealdir. Bakım için günde en az bir kere uygun nitelikteki bir ürün ile temizleme yapılmalı, yoğun olmayan nemlendirici uygulanmalı ve muhakkak güneş kremi kullanılmalıdır. Sıcak, fazla nem, rüzgar ve soğuktan kaçınılmalıdır.  

2) Yağlı cilt: Bu cilt tipinde sebum (yağ) bezleri fazla miktarda çalıştığı için yüz parlak görülür. Cilt gözenekli yapısı ile sivilce oluşturmaya yatkındır. Buna karşılık kırışıklıklar bu cilt tipinde daha geç gözükür. Ciltteki fazla yağı gidermek amacıyla sabah-akşam yüz yıkanmalı ve temizlikten sonra genişlemiş gözenekler için tonik kullanılmalıdır. Cilt bakımı, yağlı cilt için hazırlanmış nemlendiriciler ve güneşe çıkılacaksa güneşten koruyucu ürünler ile tamamlanmalıdır. Haftada bir iki kez yapılacak maske, peeling uygulamaları da cilt için oldukça faydalı olacaktır. 

3) Karma cilt: Çok sık rastlanan bir cilt tipidir. Alın ve burun çevresinde fazla sebum(yağ) salgısı olduğu için bu bölgeler yağlı ve parlak görünümlü, yanaklar ve göz çevresi kuru olabilir. Yanaklardaki gözenekler çok belirgin değilken, alın, burun ve çene bölgesindeki gözenekler açıktır ve siyah noktaya meyillidir.

Bu cildin bakımı için, yüz yıkandıktan sonra alın ve burun bölgesi uygun sıkıştırıcı bir tonik ile temizlenmeli ve tüm yüze nemlendirici uygulanarak bakım tamamlanmalıdır. Haftada 1-2 kere bölgesel olarak peeling maske uygulaması yapılabilir. Güneşe çıkmadan önce uygun özellikteki güneş ürünleri cilde tatbik edilmelidir.

4) Kuru cilt: Sık karşılaşılan bir diğer cilt tipidir. Kuru ciltlerde iki şey eksiktir, nem ve yağ. Sadece yağ varlığı ciltteki nem için yeterli değildir. Ancak yeterli miktarda su içeren hücrelerin üzerini kaplayan yağ katmanı, cilt neminin korunmasına yardımcı olur.

Bu cilt tipinde gözenekler sıkıdır. Cilde dokunulduğunda kuru ve kaba bir his alınır. Cilt pul pul dökülür. Özellikle göz kenarları ve ağız çevresinde ince çizgilenmeler görülür.

Cilt bakımında cildi kurutmayan süt bazlı temizleyiciler kullanılması ve cilt temizliğinin ardından mutlaka nemlendirici kullanılması tavsiye edilmektedir. Ayrıca oluşan çizgilere karşı anti-aging özellikli ürünlerin kullanımı da cilt kuruluğundan kaynaklanan çizgi oluşumunu önlemede yardımcı olacaktır.

Cildi kurutucu etkideki aşırı sıcak su ile cilt yıkanmamalı, zorlayıcı çevre şartlarından (soğuk, rüzgar, düşük nem oranları, Ultraviyole ışınları) mümkün olduğunca uzak kalınmalıdır. Bu tür ciltler için yumuşatıcı özellikteki badem yağı, zeytinyağı gibi bitkisel yağlar faydalı olabilir

5) Hassas cilt: Aslında her cilt hassastır. Ancak bazı kişilerde kılcal damarlar belirgindir, cilt herhangi bir tahrişte çabuk kızarır. Ciltte yanma hissi, bazen kaşıntı vardır. Cilt alerjiye yatkındır.  Bu ciltlerde cilt bariyerini güçlendiren, omega yağ asitleri ciltteki hassasiyeti giderir.

Bu tür ciltler, bulunan dış ortamın ve kullanılan kozmetik uygulanması sebebi ile tahriş olabileceği için; cilt toz, kir ve makyaja uzun süre maruz kalınmamalı, cilt temizliğine özen gösterilmelidir. Vazelin, parfüm, alkol içeren ürünler ile saç boyaları, renk açıcı kremler ve tüy dökücüler hassas ciltlerde tahrişe neden olabileceği akılda bulundurulmalıdır. 

VİTAMİN VE MİNERALLERİN CİLDE FAYDASI

Cildimizi geliştiren besinlerin en önde gelenleri, A, B, C, D, E, K vitaminleri, bakır, krom, çinko, demir, selenyum, magnezyum gibi mineraller, koenzim Q-10 enzimi, omega 3 ve omega 6 gibi temel yağ asitleridir. Daha birçok gıda gibi, likopen cildimizi koruyan ve geliştiren antioksidanlar arasında yer alır.

A vitamini ve beta-karoten: Akneli veya güneşten hasar görmüş ciltler A vitamini ile tedavi edilir. Bu vitamin, hücre yenilenmesini sağlar, yaraların hızlı iyileşmesinde önemli bir rol oynar. A vitamini önemli bir antioksidan olduğu için cildi tahribattan korur.  

B grubu vitaminleri: Vücudumuzda B grubu vitamin eksikliği olması, birçok başka sorunun yanı sıra, cilt sorunlarına da yol açar. Çünkü B grubu vitaminleri hücresel gelişim için gerekli olan enzimlerin oluşmasına yardımcı olur. B grubu vitaminler cildin yağ salgısını düzenler, pürüzsüz bir cilt oluşumu için gereklidir. Aynı zamanda derideki hücrelerin oluşmasına yardımcı olarak cildin yenilenmesine katkı sağlar.

C vitamini: C vitamini cildimizi gergin ve dolgun gösteren kolajen maddesinin oluşumunda etkilidir. Aynı zamanda çok güçlü bir antioksidandır. Tüm bu nedenlerle 'Gençlik Vitamini' olarak bilinir. C vitamini, yara ve yanıkların iyileşmesini hızlandırır, cildimize parlaklık ve yoğunluk kazandırır, kan pıhtılaşmasını ve morarmaları önler, E vitamininin etkisini arttırır, demir emilimini güçlendirir ve stresin üzerimizdeki etkilerini azaltır. Genç bir cilt için C vitamini çok önemlidir. Birçok kremin içine anti-aging amaçlı olarak C vitamini ilave edilir.

D vitamini: D vitamininin kemik sağlığı için önemli olduğu bilinen D vitamini cildimiz için de gereklidir. Yaranın iyileşmesine destek olur.

E vitamini: E vitamini çok etkili bir antioksidandır. C vitamini ve Selenyum ile birlikte alındığında etkisi artar. Bu vitamin hücre yenilenmesine yardımcı olur, yaşlanma sürecini geciktirir, ayrıca yaraların iyileşmesine katkıda bulunur.

Selenyum: Selenyum, dokuların nefes almasını kolaylaştıran, cildin elastikiyetini arttıran, önemli bir antioksidandır. Aynı zamanda güneşten gelen UV ışınlarının zararlı etkilerini azaltır. E vitamini ile birlikte alındığında vücudumuzu toksinlerden korur. Öte yandan, cildimizi de çok etkileyen tiroid hormonunun etkin çalışmasını kolaylaştırır.

Bakır: Bakır peptid en etkili cilt yenileme ürünlerinden biridir. Bu madde kolajen ve elastin üretimine yardımcı olan bir antioksidandır. Aynı zamanda cildimizi dolgun tutan başka maddelerin yapımına yardımcı olur. Bakır peptid kozmetikleri cildi hızla toparlayarak cildimizde hasar gören kolajen ve elastinin yenilenmesini sağlar, daha sıkı ve pürüzsüz bir doku oluşmasına yardımcı olur.

Çinko: Çinko cilt sorunlarında, özellikle aknede en etkin tedavilerden biridir. Cilde sıkılık ve gerginlik veren kolajen ve elastin üretimine yardımcı olur, böylece cildin kırışmasını geciktirir.

Koenzim Q-10: Son yıllarda kalp ve damar sistemini korumak için sıkça önerilen bu enzimin etki sistemi E vitaminine benzer. Cilde haricen uygulandığında, cildin nem tutma yeteneği artar, kaz ayakları ve diğer ince kırışıklıklar azalır, yaşlılık lekeleri hafifler.

BİTKİLERİN CİLT SORUNLARINDAKİ KULLANIMI

Adaçayı: Genişlemiş gözenekleri temizler, sıkıştırır, serinletir.

Balkabağı: İçerdiği A vitamini ile cildin yumuşamasını ve yeni hücrelerin oluşmasını sağlar. Aynı zamanda cilt hücrelerini serbest radikallere karşı korur.

Biber: Cildin elastikiyetini ve sıkılığını koruyan kolajen sentezinde rolü olan C vitaminini içerir.

Biberiye: Kan dolaşımını olumlu etkiler. Cildi canlandırıcı etkisi mevcuttur. Yüze uygulandığında gözenekleri sıkılaştırır.

Böğürtlen: Anti-aging özelliğe sahiptir. Yüksek miktarda C vitamini içererek cildin kolajen yapısını koruyarak cildin kırışmasına engel olur.

Buğday kepeği: Yüksek miktarda protein, B grubu vitaminleri içerdiğinden cilt besleyici etki göstermektedir. Ciltteki yağ dengesini dengelemeye yardımcı olduğundan yağlı ciltlere faydalı özellik gösterir.

Çay: Antioksidan özelliği ile bilinir, güneşin zararlı ışınlarına karşı cildi korur. Aynı zamanda cildi sıkıştırıcı ve canlandırıcı etkisi mevcuttur. Yeşil çay maskesi gözaltı morluklarını hafifletir. İltihap giderici özelliği ile sivilceli cilde faydalıdır.  

Dam Koruğu: Gövde ve yaprakları bol su depolama özelliğine sahip bir bitkidir. Kurak ortamlarda bile suyu ekonomik olarak kullanarak uzun süre canlılıklarını korurlar. İçerdiği su tutucu polisakkaritler sayesinde cildin nem seviyesinin korunmasına yardımcı olur.

Domates: Sağlıklı ve parlak cilt için gerekli olan biotin’i içerir. İçeriğinde kolajen sentezinde rolü olan C vitamini bulunur

Gül: Hoş kokusu ile bilinen gül iyi bir toniktir; genişlemiş gözenekleri sıkılaştırır, serinletir, antioksidan özellik göstermekle birlikte cildin yaşlanmasını engeller.

Hatmi: Hassas ciltlerdeki tahrişi azaltır. Ayrıca nemlendirici olarak kullanılır.

Ihlamur: Cildi temizler, yumuşatır, hassas ciltlerdeki tahrişi azaltıcı etki gösterir.

Kekik: İyi antiseptik özelliği ile sivilceli cilde iyi gelir.

Keten tohumu: Kuru ciltler için iyi bir besleyici olan omega yağ asitlerini içerir. Bu yağ asitleri cilt sağlığı için önemlidir. Keten tohumu cildin kurumasını engelleyerek, yumuşak bir dokuya sahip olmasını sağlar. Deri hücrelerinin su tutma kapasitesini arttırarak cilde taze ve dolgun bir görünüm verir.

Kuşburnu: Yüksek orandaki C vitamini içeriği ile cilt yaşlanmasına karşı etkilidir. Aynı zamanda cildi sıkıştırıcı özelliğinden dolayı tonik olarak temizleme amacıyla kullanılır.

Lavanta: Hoş kokulu bitki olmakla birlikte antiseptik özellik gösterir, ciltteki yağ salgısını dengeleyerek sivilce oluşumunu engelleme özelliği ile yağlı ve sivilceli ciltlere faydalıdır.

Limon: Sivilceli, lekeli, cansız ve yağlı ciltler için faydalıdır. İçeriğinde yüksek oranda C vitamini sayesinde cilt kırışıklıklarında etkilidir.

Nane: Hassas cildi yatıştırır, ferahlatarak cilde tazelik verir.

Papatya: Hassas ciltler için onarıcı özellik göstermekle birlikte, iltihap giderici özelliği ile sivilceli ciltlere faydalıdır.

Havuç: Kolajen sentezinde rolü olan C vitaminini içerir. A vitamini ve beta karoten bakımından zengindir. A vitamini cildin yumuşamasını ve yeni hücrelerin oluşmasını sağlar, ayrıca hücreleri serbest radikallere karşı korur. Beta karoten, cilt hücrelerinin normal işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini sağlarken, kırışıklıkları azaltarak cildin nem dengesini korur.

Kayısı: A vitamini ve beta karoten bakımından zengindir. A vitamini cildin yumuşamasını ve yeni hücrelerin oluşmasını sağlar. Aynı zamanda cilt hücrelerini serbest radikallere karşı korur. Beta karoten cilt hücrelerinin normal işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini sağlarken, kırışıklıkları azaltarak cildin nem dengesini korur. Kayısı yüksek miktarda demir ve potasyum elementi içerir. Özellikle kuru kayısıda bulunan potasyum protein yapımı ve hücre büyümesi için gereklidir.

Portakal: Gözenekleri sıkılaştırır, antiseptik etkisi ile sivilcelere iyi gelir. Hassas cildi yatıştırır.

Salatalık: Cildin su tutma kapasitesini arttırarak daha dolgun görünmesini sağlar, bu da ince kırışıklıkların daha az belirgin olması anlamına gelir. Cildin elastikiyetini ve sıkılığını korumaya da yardımcı olur. Bol vitamin ve mineral içeriğiyle cildin pürüzsüz olmasını sağlar.

Soya fasulyesi: Soya fasulyesinde bulunan genistein maddesinin, kolajen üretimine yardımcı olur.  Ayrıca soyalı kremler cildin su tutma gücünü arttırır. Bu da ince kırışıkların hafifletilmesine yardımcı olur.

Tahıl ürünleri: Serbest radikallerin vücudumuzda yarattığı tahribata karşı koruyucu etkisiyle cilt hücrelerinin yenilenmesini sağlar; böylelikle cildin daha genç, dinç ve canlı görünmesine yol açar. Cilt yenileyici, cildin yağ salgısını düzenlemede yardımcı olur. Tam tahıl ekmeğinde A, B1, B6 B12 vitaminleri de vardır. Bu vitaminler hücrelerin bölünmesinden ve yenilenmesinden sorumludur, cildin güzelleşmesinde rol oynar.

Üzüm: B ve C vitamini, kalsiyum ve demir içerir. Aynı zamanda üzümde antioksidan özellikteki proantosiyaninler cildin yaşlanmasına engel olur. Üzüm cildi nemlendirir, aynı zamanda genişlemiş gözenekleri sıkılaştırır. Cilt lekelerine iyi gelir.

Zeytin ve Zeytinyağı: Zeytin ve zeytinyağı tüketimi cildin serbest radikallerden korunmasını sağlar, ayrıca cilt için gerekli vitamin takviyesini yapar. Cildin neminin korunmasını sağlayarak cilt kuruluğunun önlenmesini destekler.  Cildin bariyer fonksiyonunu düzenleyen doymamış yağ asitlerini içerir. Aynı zamanda içindeki maddeler ultraviole ışınlarının neden olduğu cilt kanserine karşı koruyucudur.

CİLT SORUNLARINI TETİKLEYEN GIDALAR / UYGULAMALAR

Bazı besinler hassas kişilerde alerjiye neden olabilir. Bunların arasında süt ürünleri, fındık, fıstık, balık ve deniz kabukluları, yumurta, soya ürünleri, çikolata, belli meyve ve sebzeler, koruyucu katkı maddeleri ve besin boyaları yer alır.

Bunun yanı sıra, bazı gıdalar alerjiye neden olmaksızın vücut için tahrip edici bir takım maddeler içerir:

İşlenmiş gıdalar

Dondurulmuş ürünler, sucuk, salam, sosis gibi şarküteri ürünleri ile bisküvi, cips gibi atıştırmalık ürünler cilt yaşlanmasını hızlandırır.

Şeker

Cilt yaşlandırıcı faktörler içerisinde en tehlikeli olan şekerdir. Beyaz ekmek, meyve suları, pasta ve pastane ürünlerinden uzak durulmalıdır. Tatlı ihtiyacı meyvelerden ve diğer doğal tatlı özellikteki maddeler ile karşılanmalıdır.

Kafein Tüketimi

Çay ve kahve tüketimi yolu ile aldığımız kafein, vücudumuzun su kaybetmesine neden olarak cildimizin nem kaybetmesine neden olur.

Ayrıca;

  • Stres
  • Aşırı yorgunluk
  • Dengesiz beslenme
  • Sigara içilmesi
  • Güneşte fazla kalınması
  • Hava değişimleri
  • Hava kirliliği
  • Yetersiz oksijen
  • Vücutta meydana gelen hormonal değişimler
  • Alerji

ciltte bir takım istenmeyen etkilere neden olur.

CİLT İLE İLGİLİ DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

  • Cildinize her gün, hatta bazen günde iki kez peeling işlemi yapmak:
  • Ölü hücrelerin deriden uzaklaşmasını sağladığı için yararlı olabilir. Ancak fazlası, kesinlikle yarar sağlamak yerine zarar verir. Çünkü bu işlemler, cildi dış etmenlere karşı koruyan hücre ve hücreler arasında bulunan lipitlerin uzaklaşmasına neden olarak cildin doğal bariyer yapısını bozar, cildi dış ortama karşı hassaslaştırır. Bu yüzden peeling yapma sıklığı azaltılmalı, haftada 1-2 kez peeling yapılmalıdır.

  • Sürekli aynı ürünleri kullanımı, cildin bu ürünlere alışmasına neden olur ve ürünler etkinliğini kaybeder:
  • Her ne kadar cilt zamana, iklime ve yaşam tarzına bağlı olarak değişiklikler gösterse de cilt bakım yöntemi etkinliğini yitirmez. Bu yüzden cildin değişen ihtiyaçlarına uygun ürünler uzman yardımı ile cildin ihtiyaçları anlayarak seçilmelidir.

  • Yağlıya dönük ve yağlı ciltlerin nemlendirmeye ihtiyacı yoktur:
  • Tüm cilt tipleri nemlendirilmeye ihtiyaç duyar. Cilt çok fazla nem kaybedip nemsizleşirse, dış ortamdan gelen zararlara karşı korumasız hale gelir. Farklı cilt tiplerine uygun formüllerdeki nemlendirici losyonlar, cildin nem ihtiyacını en sağlıklı şekilde karşılar. Düzenli kullanılan ürünler özel formülleri ile cildin nem ve yağ dengesini sağlayıp, cildi rahatlatır ve sağlıklı bir görünüm sağlar.

  • Kışın güneş kremleri kullanmaya gerek yoktur:
  • Cildimiz yılın her mevsimi güneşten gelen ışınlara maruz kalır. Güneş ışınlarının tahrip edici etkisi ışınların dik geldiği yaz aylarında daha fazla olmakla birlikte kışın da mevcuttur. Bu yüzden cilt kışın, düşük koruma faktörlü ürünler ile olsa bile güneşten korunmalıdır.

Cilt yaşlanması nedir ?


İnsan cildi diğer tüm organlar gibi kronolojik olarak yaşlanır. Cilt diğer organlardan farklı olarak çevresel faktörlerin etkisiyle de yaşlanır. Cilt yaşlanması kronolojik yaşlanma ve dış etkenlere bağlı çevresel yaşlanma olarak ikiye ayrılır.

1. İç etkenlere bağlı kronolojik yaşlanma


Zamanla olan yaşlanmadır. Genler ile planlanmıştır. Çevresel etkenler bu doğal sürecin hızlanmasına, artmasına veya erken başlamasına sebep olabilir.

2. Dış etkenlere bağlı çevresel yaşlanma


Serbest radikaller, güneşin zararlı ışınları, sigara, kirli hava, rüzgar, mevsim geçişleri, makyaj gibi dış faktörler sonucunda oluşur.

Erken kırışıklıklar nasıl oluşur ?


Doğal yaşlanma sürecine giren cilt, çevresel faktörlerin etkisiyle kırışmaya ve elastikiyetini kaybetmeye başlar. Kronolojik yaşlanmanın yanı sıra çevresel etkenler erken kırışıklıklara neden olur.
Erken kırışıklıklar, özellikle dudak çevresi, göz kenarı ve alın bölgelerinde oluşan mimik kırışıklıkları ve ince çizgilerdir.

Derin kırışıklıklar nasıl oluşur ?


Hormonal değişiklik ve hormonal aktivitelerin yavaşlamasıyla cilt yaşlanması hızlanır. Cildin elastikiyetini sağlayan kolajen ve yağ doku zayıflar. Cildin nem tutma kapasitesi azalır. Ciltte sıkılık kaybı, incelme ve kuruluk gözlenir. Cildin doğal antioksidan sistemi yetersiz kalmaya başlar. Sonuçta ciltte derin kırışıklıklar oluşur.
Derin kırışıklıklar iki çeşittir: Dinamik ve statik. Dinamik kırışıklıklar yüz kaslarının hareketleriyle gelişirler. Bunlar, göz etrafındaki kazayağı çizgileri, alındaki kaygı çizgileri ve kaşların arasındaki kaş çatma çizgileridir. Statik kırışıklıklar ise, kas hareketleri ile değişmezler.

Sarkma ve gevşeme nasıl oluşur ?


Hormonal aktivitelerin yavaşlamasıyla 45 yaş sonrası cilt yaşlanması hızlanır. Cilt sıkılığını kaybeder, sarkma ve gevşemeler başlar. Bunlar yoğun olarak çene çizgisi, yanaklar ve göz kapaklarında gözlenir.

Selülit nedir ?


Ergenlik çağından itibaren kadınların bedenleri; gebelik ve emzirme fonksiyonlarını yerine getirmek için yağ depolamaya başlar. Cildin dermis tabakasının altında toplanan bu yağlar selülitin oluşma nedenidir. Hormonal faktörler, soyaçekim, dolaşım bozukluğu, hareketsiz yaşam, yanlış beslenme gibi çok çeşitli nedenler sonucunda bazen erken bazen de geç bir yaşta ortaya çıkar. Selülit, zayıf ya da şişman hemen her kadında az veya çok görülebilir. Çoğunlukla kalça, basen, bacak ve iç kol bölgelerinde gözlenir.

Selülit nasıl oluşur ?


• Derinin en alt katmanı olan hipodermisde yağ bakımından zengin adiposit taşıyan lobüllerden bulunur. Bu lobüller birbirlerinden kolajen ve elastin liflerle ayrılırlar. Aralarından dermisi besleyen kan ve lenf damarları geçer.

• Kadınlarda görülen adiposit lobülleri fazla yağın depolanması ve östrojen hormonun etkisi ile genişler. Hücre gruplarının aşırı derecede gelişmesi kan ve lenfatik dolaşım üzerine baskı yapar, dolaşım bozulur. Bozulan dolaşım sonucunda su toplanır, toksinler birikmeye başlar, ödem ortaya çıkar. Su tutuldukça yağ hücreleri genişler ve bağ dokusu gerilir. Elastikiyetini yitiren bağ dokusu tüm yağ hücrelerini içine alacak şekilde genişler.

• Yağ bu hücrelerde artan oranda toplanmaya devam eder. Yağ hücreleri tümsekler oluşturacak şekilde yukarı doğru itilir. Adiposit lobülleri arasındaki bağ doku ise genişlemez ve cildi aşağı doğru çeker. Deri altında gerçekleşen bu karşılıklı itme ve çekme hareketi, cilt yüzeyinde portakal kabuğu görünümüne sebep olur.

Selülit dene sadece kadınlarda görülür ?


• Erkeklerin bağ doku yapısı dermiste düzgün bir dağılım ve yüzey oluştururken kadınların bağ dokusunda bu durum görülmez. Ayrıca erkeklerde bulunan yağ taşıyıcı adiposit lobüller kadınlardaki gibi geniş değildir ve deriye dikey olarak uzanmazlar.

• Selüliti tetikleyen östrojen hormonu da erkeklerde yüksek derecede bulunmaz. Erkeklerin deri kalınlıkları ve elastikiyetleri de kadınlara göre çok daha fazladır.

Fazla kilolar ve selülit


Selülit, kilolu veya zayıf kadınlarda görülebilir. Kilolu bir insan selülitli olmaya bileceği gibi çok zayıf bir kadında da selülit gözlenebilir. Çünkü selülit, deri altında oluşan, hormonlara ve yaşam şartlarına bağlı olarak gelişen bir cilt bozukluğudur.

Selülitin Dereceleri


1. derece selülit: Ayakta dururken ve yatarken selülit görülmez. Deri sıkıldığında portakal kabuğu görünümü ortaya çıkar.
2. derece selülit: Ayakta dururken sellülit görülür ancak yatarken kaybolur.
3. derece selülit: Ayakta ve yatarken selülit görüntüsü ortaya çıkar.

Neden neme ihtiyaç duyarız?
Canlı ve sağlıkla ışıldayan bir cildin en temel ihtiyacı olan su cilde esneklik ve yumuşaklık verir, cildin dış etkenlere karşı dayanıklı olmasını sağlar.

Sağlıklı bir cildin %10'unu su oluşturur ve cilt gün boyunca kaybettiği suyu geri kazanarak nem oranını dengeler. Ancak içsel ve dışsal nedenlere bağlı olarak ciltteki nem dengesi bozulduğunda çeşitli cilt problemleri ortaya çıkar.

Cilt nemsiz kalırsa ne olur?
Nemsiz kalan bir cilt kurur, elastikiyetini kaybeder. Ciltte gerginlik hissedilir ve yüzeyde nemsizlik nedeniyle ince çizgiler, çatlamalar ve pullanmalar oluşur. Cilt cansız ve solgun görünür. Hassaslaşan cilt dış etkenlere karşı duyarlı hale gelir.

Nemlendiriciler ne işe yarar?
Nemlendiriciler, cilt yüzeyinde ince bir film tabakası oluşturarak suyun buharlaşmasını engelleyen, içeriğindeki su tutucu ajanlar sayesinde cildin ideal nem seviyesine ulaşmasını sağlayan, krem, jel ya da emülsiyon yapıdaki ürünlerdir.

Nemlendirici ve yumuşatıcı ürünler, kuru deri tedavisinde, normal derinin günlük bakımının sürdürülmesinde ve birçok deri hastalığının yan tedavisinde kullanılmakta ve giderek önem kazanmaktadır.

Nemsizlik ve kuruluk arasında ne fark vardır?
Nemsizlik her cilt tipinde meydana gelebilecek, geçici bir cilt problemidir. Su kaybı sonucu ortaya çıkar. Nemsizlik derecesine bağlı olarak, geçici pullanma ve gerilmeye neden olabilir.

Kuruluk ise genetik yapıya bağlı olarak meydana gelen, kalıcı bir cilt tipi özelliğidir. Lipit eksikliği sonucu ortaya çıkar. Sürekli pullanma ve gerilmeye neden olur.

Ortak belirtileri cildin donuk görünmesi, cilt yüzeyinin sert olması ve gerilme hissinin yaşanmasıdır.

Yağlı bir ciltte kuruluk yaşanabilir mi?
Evet, yaşanabilir. Cilt tipinin kuru olması ile cildin kuru olması aynı şey değildir. Yağlı bir cilt nemsiz yani susuz kalması nedeniyle kuruluk yaşayabilir ve cilt yağlı olmasına karşın ciltte pullanmalar görülebilir.