AnasayfaEnglish
 

 

  • Saç
  • Saç Dökülmesi

Saç dökülmesi hemen hemen tüm insanların hayatlarının belirli bir döneminde karşılaştıkları çok sık rastlanan bir problemdir. Erkelerde daha sık görülen saç dökülmesi, genellikle 25 yaşlarında başlar ve hayatları boyunca tüm erkeklerin %70’e yakınını etkiler. Bireysel olarak değişik hızlarda seyreden saç dökülmesi, ön ve tepe bölgesindeki saçların incelmesi ve seyrelmesi ile başlar, zamanla tüm tepe bölgesinin açılmasına kadar ilerleyebilir. Dış görüntünün çok önemli bir bölümünü oluşturan saçlardaki bu kayıplar, fiziksel olduğu kadar ciddi psikolojik sorunların da belirmesine neden olur.
SAÇIN BÜYÜME DÖNGÜSÜ
Saçın büyüme periyotları birbirini izleyen dönemler halindedir. Saçın döngüsü anajen, katajen ve telojen olarak adlandırılan 3 fazdan oluşur. Aktif büyüme dönemini ( anajen faz) takiben kısa bir gerileme dönemi ( katajen faz) ve hemen arkasından da dinlenme dönemi ( telojen faz) görülür. Ömürlerini tamamlamış olan saçlar dökülür ve yerine, yeni, sağlıklı saçlar çıkar. Bu saç döngüsünün neticesinde günde ortalama 100 tel saç telinin dökülmesi normal olarak karşılanmalıdır.

SAÇLAR NEDEN DÖKÜLÜR?
Saç dökülmesi hem erkeklerde hem de kadınlarda görülebilir. Erkeklerde daha sık olarak görülen saç dökülmesi, 25 yaşına kadar erkeklerin %25'ini, 40 yaşına kadar %40'ını, 50 yaşına kadar % 50'sini etkiler.

Saç dökülmesinin tedavisine geçilmeden önce, saç dökülmesinin tipi mutlaka bir uzman hekim tarafından incelenmelidir. Zira hastalık, hormonal, metabolik ve besinlere bağlı etkiler ile saç dökülmesi oluşabilir. Bunlar ortadan kaldırılmadan %100 tedavi hiçbir zaman mümkün olamaz.
Mevsim değişiklikleri gibi doğal etkenlerin yanı sıra saç boyası, röfle, perma gibi kimyasal işlemler, stres, hormonal değişimler, kullanılan bazı ilaçlar, genetik yatkınlık, yetersiz beslenme, bilinçsiz diyet yapmak dönemsel veya sürekli saç dökülmesine neden olur.

Saç Dökülmesi ve Nedenleri

Saçlarımız güzel ve bakımlı görüntü sağlamanın dışında sağlığımızın da göstergesidir.

Erkeklerde yaş ilerledikçe saç dökülmesinin görülme sıklığı artar. Saçların alın ve tepe tarafında dökülmeler görülmeye başlar. Genellikle ense  ve kulak üstlerindeki saçlar korunur, alın ve tepe bölgeleri iyice açılır.    
Kadınlarda saç dökülmesi erkeklere göre daha geç başlar. Kadınlarda çoğunlukla ön saç çizgisi korunur. Genellikle tepe bölgede ve şakaklarda saçlarda seyrelme ve incelme başlar. Kadınlarda saç dökülmesi, özellikle menopoz döneminden itibaren kendini gösterir. Bu problem saç dökülmesine yatkın olan kadınların yaklaşık üçte birini etkiler.   
Saç kaybı yaşayan kişilerde içe kapanma ve psikolojik problem görülebilir. 

Saç dökülmesi genellikle erkeklere özel olarak kabul edilmesinden dolayı kadınlardaki saç dökülmesi fazla önemsenmeyerek  ihmal edilir. Özellikle ergenlik çağından sonra birçok kadında tepe bölgelerde saç kaybı olsun olmasın şakaklardaki saçlarda az da olsa çekilmeler görülür.

Kadınlarda saçların seyrelmesi yaşlılıkla gelişen bir durum gibi kabul görülmüştür. Menopozdan sonra iyice fark edilir.  

Ergenlik döneminde bile başlama ihtimali olan saç kaybı sorunu çoğunlukla menopozdan sonra görülmektedir. Ergenliğin erken dönemlerinde başlayan saç dökülmesi ihmal edilirse çok ileri safhalara gidebilir.

Olumsuz etkenlerin sona ermesiyle birlikte kadınların büyük kısmında saçların eskisi gibi gür çıkmaya başladığı fark edilir.

SAÇ  DÖKÜLMESİNE NEDEN OLAN FAKTÖRLER

Dengesiz beslenme :  İnsan sağlığını etkileyen en önemli faktördür. Saç sağlığını da olumsuz yönde etkilemektedir. Dengesiz beslenme vücutta birçok hastalığa neden olduğu gibi aynı zamanda en önemli saç dökülme nedenlerinden de biridir.

Genetik  faktörler: Genetik insanın anne, baba, kardeş ve yakın akrabalarıyla olan kan bağı benzerliğidir. Buna soya çekim de denir. Saçtaki genetik farklılık her insanın doğal yapısından kaynaklandığı için sonradan önemli bir değişikliğe uğramaz. 
                                                                    
Çeşitli hastalıklar : Bazı hastalıklar ve kullanılan ilaçlar saç ve deri sağlığını olumsuz yönde etkiler.                     

Hormonal dengesizlik: Hamilelik döneminde hormonlarda farklılıklar oluştuğu için saç sağlığı etkilenir. Ayrıca menopoz dönemi sonrasında saçlarda zayıflama incelme ve azalma görülür. Bu azalma giderek artar.        

Aşırı yorgunluk ve stres: Bu faktörler vücudun bütün organlarını etkiler. Ayrıca saç sağlığını da bozar.

Isı : Saç sağlığını bozan en önemli etmendir. Sık sık fön, maşa, mizanpli yapılmamalıdır.Ayrıca işlem sırasında kullanılan fırça, tarak kaliteli olmalıdır. Fön çekerken saç gerilmemelidir. Saçlar uzun süreli gergin, sıkı toplanmamalıdır. Aynı yerden tutturulmamalıdır.

 

Saç Dökülmesi Tipleri


Saç dökülmesi; kalıtımsal ve geçici olmak üzere ikiye ayrılır.

Geçici Saç Dökülmesi

  1. Olağan saç dökülmesi
    Normal olarak gelişimini tamamlamış ve folikülle bağlantısı kesilmiş telojen fazdaki saç dökülür. Günde en fazla 100 adet saç telinin dökülmesi normal sayılır. Bu sayının üzerindeki dökülme 'saç dökülmesi sorunu' olarak tanımlanır.
  2. Gebelik ve doğumlara bağlı dökülmeler
    Enzim eksikliklerine ve hormonal dengesizliklere bağlı durumlarda folikül katajen faza girer ve saçların gelişimi durarak normalden daha kısa sürede sonuçta saç telleri dökülür. Hormonlar dengeye girdiğinde dökülme durur. Örneğin doğumdan genellikle 6 ay sonra sorun ortadan kalkar.
  3. Ağır stres
    Özellikle psikosomatik hastalıkların uzun süreli stresle de ilişkili olduğu bilinir. Aynı şekilde bir yakının ölümü, sevgiliden ayrılık, iş kaybı gibi kişinin yaşamında önemli olan stres de, saç dökülmesi sorunun yaşanmasına (telojen effluvium) neden olabilir. Genellikle kişilik yapısına da bağlı olarak hızlı gelişen bu sorun, uzun süreli psikolojik rahatsızlıklara bağlı olarak yavaş da gelişebilir.
  4. Alopesi areata
    Halk arasında 'saç kıran' olarak bilinen, 2-2,5 cm çapında ve dairesel bir alanda ortaya çıkan geçici saç dökülmesi sorunudur. Yaşa bağlı olmayan, kadın ve erkekte eşit sıklıkta görülen bir durumdur. Uzun süreli ve büyük stresin vücut direncini düşürmesi sonucu gelişir. Vücut direncinin yükselmesiyle dökülme görülen alanda saçlar yeniden çıkar.
  5. Kozmetik ürünlere ve yanlış kullanımlara bağlı dökülmeler
    Kozmetik ürünlerde kullanılan sentetik maddeler veya bu ürünlerin yanlış kullanımı da saç ve saçlı deride tahriş ve alerjiye yol açabilir ve neticede saçlar dökülebilir. Örneğin kişinin saç özelliğine uygun olmayan şampuanlar, saç boyaları ve saça şekil vermek amacıyla kullanılan malzeme ve maddelere bağlı olarak olumsuzluklar yaşanabilir.
  6. Yüksek ateşe bağlı dökülmeler
    Kişide genellikle uzun süreli yüksek ateş sonrası görülen dökülmelerdir. Yüksek ateşten 4-6 hafta sonrası görülen bu tip saç dökülmeleri postfebril alopesi olarak adlandırılır.
  7. Kullanılan ilaçlara bağlı dökülmeler
    Bazı ilaçlar (özellikle kan sulandırıcılar, antidepresanlar, antihipertansifler, doğum kontrol ilaçları, yüksek dozda A vitamini v.s.). özellikle uzun süreli tedavi gerektiren durumlarda saç foliküllerini etkileyerek saçların dökülmesine neden olabilir (Diffüz alopesi).
  8. Bazı hastalıklara bağlı dökülmeler
    Özellikle genetik ve hormonal hastalıklar, AIDS, Lichen planus, folikülit gibi hastalıklar geçici dökülme nedenidir.
  9. Dengesiz ve yetersiz beslenmeye bağlı dökülmeler
    Tek taraflı beslenme protein, vitamin ve mineral eksikliğine yol açabilir. Saç sağlığı için özellikle önemli olan demir, çinko, kükürdün yanı sıra B grubu vitaminlerin yeterli miktarda alınmaması saç dök

Kalıtımsal Saç Dökülmesi
Erkeklik hormonunun etkisiyle güçlü saç tellerinin ince tüylere dönüşerek saçın büyüme aşamasının kısalmasının ve saç kökü faaliyetinin önemli ölçüde azalmasının görüldüğü bir süreçtir. Bu tür bir saç dökülmesi, önce alnın köşesinde, sonra da saç ayırma çizgisi ile başın üst kısmında ortaya çıkan saç boşlukları ile kendini gösterir.
Androgenetik Alopesi
Androgenetik Alopesi erkeklik hormonu olan androgenlere bağlı, genetik olarak yatkın olan kişilerde genellikle puberte sonrası dönemde 20'li 30'lu yaşlarda görülen ve öncelikle alın bölgesindeki saç çizgisinin çekilmesi ile sonrada tepe bölgesinin incelip açılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Birçok isim verilmesine rağmen en sık kullanılan isimler Androgenetik Alopesi, Male Patern Alopesi, Olağan Kellik gibi isimledir. Tüm kafayı kaplayabileceği gibi, büyük sıklıkla şakaklar ve ense bölgesini tutmaz. Bir hastalık olarak kabul edilmez onun yerine erkeklerin karakteristik yapısı olarak kabul edilir. Kadınlarda da Androgenetik Alopesi oluşabilir ancak oluşma şekli farklıdır.
Hem erkekler hem de kadınlar androjen hormonu taşırlar. Herkeste bu hormonlar olduğuna göre niçin herkesin saçının dökülmediği sorulabilir. Burada genetik taşıyıcılık olması yanında aşağıda belirtilen hususlar da önemlidir:

  1. Androgenetik Alopesi olanların saçındaki androjen reseptörlerinin sayısı fazladır. Hormon normal düzeyde olsa onu bağlayan reseptör çok olduğundan hormonun saç üzerine etkisi çok olmaktadır.
  2. Androgenetik Alopesi'li kişilerin reseptörleri daha hassastır.
  3. Androgenetik Alopesi'li vakaların alfa-5 redüktaz enzimi aktivitesi daha fazladır.

Ergenlik dönemi sonrası erkeklerin yaklaşık yarısı androgenetik alopesi ile karşılaşabilir. Androgenetik alopeside üç etken başrol oynar:
1. Yaşlanma
Yaşlanan organizmanın dayanıklılığı azalır. Saç da bir organizmanın bir parçası olduğundan, geçen yıllar saçların dayanıklılığını azaltır. Genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde geçen zaman içerisinde saç dökülmesi oranı artar.
2. Hormonlar
Bir androjen hormonu olan testosteron, 5-alfa redüktaz isimli enzim tarafından dihidrotestosteron'a (DHT) dönüştürülür. DHT saç kökleri üzerindeki ilgili reseptörlere bağlanarak terminal saç köklerinde gittikçe hızlanan bir biçimde küçülme (minyatürizasyon) oluşturur. Bunun sonucu terminal saçlar vellus saçlara benzemeye başlar. Minyatürize olmuş köklerde zayıf, ince ve renksiz (vellus) saçlar üremeye başlar. Küçülmeye devam eden köklerin bir süre sonra mikroskopla incelendiğinde hücre kılıfının bir kalıntısı haline döndüğü görülür ve saç kökü böylelikle yok olur.
saçların daha zayıf çıkmasına neden olur. DHT genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde anajen faz süresi kısaltır. Bu durum, saçın yaşam döngüsünde anajen fazın giderek kısalmasına yol açar. Sonuç olarak saçın ulaşabileceği maksimum uzunluğu azalır.
3. 5-alfa redüktaz
5-alfa redüktaz, özellikle erkeklerin üreme dokularında, genital bölgede ve karaciğerde yüksek konsantrasyonlarda bulunan bir enzimdir. Testosteron'u DHT'ye dönüştürür. Böylece, testosteronun androjen etkinliği artar. 5-alfa redüktaz enzim eksikliği olan erkeklerde saç dökülmesi oluşmaz.
5-alfa redüktaz enziminin 2 izoenzimi vardır:

  • Tip I
  • Tip II

Testosteron, çizgili kaslar, merkezi sinir sistemi ve kemikler gibi bazı hedef hücrelerinde değişmeksizin etkinlik gösterebilmekteyken bazen etkinlik için önce DHT'ye dönüşmesi gerekir. Bu dönüşüm hücre sitoplazmasında ve nükleus membranındaki bulunan 5-alfa redüktaz enzimi tarafından gerçekleştirilir.

Şekil 10. Testosteronun Dihidrotestosterona dönüşümü
Karaciğerde testosteron andosteron ve etiokolanolona dönüşürken - Dihidrotestosteron (DHT) androsteron, androstendion ve androstendiole dönüşür.
Testosteron 5-alfa redüktaz Tip I izoenzim ile nongenital deri ve karaciğerde, Tip II izoenzim ile erkek ürogenital doku, erkek ve kadın genital deride metabolize olur.
Ayrıca testosteron karaciğer ve yağ dokusunda aromataz* enzimi ile östardiole dönüştürülür.

Testosteron etkileri:

  • İnternal genital doku gelişimi
  • İskelet kası gelişimi
  • Eritropoez

Dihidrotestosteron (DHT) etkileri:

  • Dış genital doku gelişimi
  • Prostat büyümesi
  • Saç dökülmesi

Şekil 2. DHT'nin saç folikülüne etkisi
5-alfa redüktaz enziminin inhibe edilmesi:
5-alfa redüktaz enzim blokerleri, DHT oluşumunu engellerler. Böylece saç dökülmesi önce engellenmiş oluyor, ilerleyen zamanda da incelmiş, vellus tüyü boyutundaki saçlar yeniden büyümeye, kalınlaşmaya ve kendi rengini almaya başlar. Saçın büyümesi uzun bir süreç olduğu için etkinin de en az bir sene gözlendikten sonra ortaya çıkması bekleniyor.
Bitkisel kaynaklı bileşiklerden flavonoid türevi mirisetin 5-alfa redüktaz Tip 1 izoenzimi, kemferol 5-alfa redüktaz Tip II izoenzimini inhibe eder.
Androgenetik Alopesi'nin görülme sıklığı:
Ergenlik dönemi sonrası beyaz erkeklerin %94.96'sında alın bölgesindeki saç çizgisinde gerileme olduğu, yaklaşık %50'sinde de alın ve tepe bölgesinde dökülme olduğu belirtilmiştir.
Erkeklerin %30'u 25 yaşında, %40'ı 40 yaşında, %50'si 50 yaşında Androgenetik Alopesi belirtisi gösterir.
Kadınların %20-30 kadarında da Androgenetik Alopesi görülür.

 

Saç Dökülmesi Sorununun Boyutu

İLERİ  DERECEDE SAÇ DÖKÜLMESİ

Ergenlikte başlayan saç dökülmesi sorunlarına çözüm bulunmazsa çok ileri safhalara gidebilir.   




ORTA DERECEDE SAÇ DÖKÜLMESİ  
   

Saç dökülmesine neden olan olumsuz etkenlerin ortadan kalkmasıyla birlikte kadınların büyük kısmında saçların bir yıl içinde eskisi gibi  gür çıkmaya başladığı gibi gözlemlenmektedir.                     




GEÇİCİ   SAÇ DÖKÜLMESİ 
             

Mevsim değişiklikleri saç boyası, röfle, perma gibi kimyasal işlemler, çok sıcak su ile yıkama ve fön gibi saçları güçsüz bırakan ve yapısını bozan faktörler geçici  saç dökülmesine neden olur.  


 

Saçın Yapısı
1. Kıl
Embriyogenez sırasında mezenkim hücrelerinin dermis veya subkutan dokuya doğru, kıvrık bir şekilde uzamasıyla meydana gelen folikülden 'tüy (veya kıl)' adı verilen cansız uzantılar gelişir.




Vücutta farklı derinliklerde (örneğin kaşta 2-2.5 mm, kolda 3 mm, koltukaltında 3-3.5 mm, kasıkta 3-4 mm, bacakta 2-3 mm) bulunan folikül, alt, orta ve üst olarak adlandırılan 3 ana bölümden oluşur :

Folikülün en aktif kısmı olan alt bölüm, kılın oluşmaya başladığı yerdir ve 'dermal papilla', 'matriks', 'iç ve dış kök kılıfları' ndan oluşur.
a. Dermal papilla
Bulbusun içine doğru çıkıntı yapan ve matriks hücreleri tarafından çevrelenmiş yumurtamsı görünümlü papilla, tüy oluşumunu başlatan ilk sinyallerin gönderildiği yerdir. Golgi Apareyi aracılığıyla sitokinler tarafından taşınan bu sinyaller ilgili folikül hücrelerindeki reseptörlere bağlanırlar. Sitokinler, hedef hücrenin tipine göre bölünmeyi pozitif veya negatif yönde etkileyen proteinlerdir. Örneğin androjenlerin etkisiyle gönderilen sitokinler ilgili reseptörlere bağlanarak kıl oluşumuna neden olur. Reseptörlerin başka maddeler tarafından tutulmuş olması, sitokinlerin dolayısıyla ilgili hücrenin işlevini etkiler.
b. Matriks
Papillayı çevreleyen ve sitoplazmalarında çok sayıda ribozom ve mitokondri bulunan matriks hücreleri hızla bölünerek kıl oluşumunda önemli rol oynar.
c. İç kök kılıfı
Melanin içermeyen, keratinize olmayan 'İç kök kütikulası, Huxley ve Henle Tabakaları'ndan oluşur.
d. Dış kök kılıfı
Fonksiyonu tam olarak bilinmeyen dış kök kılıfı birkaç sıra hücreden oluşmuştur ve bulbusun alt düzeyinden yağ bezi kanalı girişine doğru uzanarak folikülü bir eldiven gibi sarar. Anajen fazın erken dönemlerinde bölünerek uzar, ancak ileri dönemde bölünmeleri durur.

Kılın katmanları
a. Öz (=Medulla)
Kısmen keratinize olduğundan amorf bir görünüme sahip olan öz hücreleri, papillayı çevreleyen matriks hücrelerinden gelişir. Vellus ve lanugo tüylerinde öz yoktur hatta terminal tüylerde (= kıl) bile bazen bulunmayabilir.
b. Korteks
Korteks, matriksten meydana gelen ve yüzeye doğru göç ederken keratinize olan hücrelerden oluşur. Sıkıca bir arada bulunan makrofibrillerden ibaret korteks hücreleri, kıl ekseni boyunca dizilen ve birbiri ile bağlantılı olan iğ şeklinde hücrelerdir. Aralarında farklı miktarlarda melanin granülleri bulunan makrofibriller kılın mekanik özelliklerine katkıda bulunur.
c. Kutikül
Bulbusun üzerindeki bölgede yer alan bazı hücreler, balık pulları gibi birbirilerini örtecek şekilde uzayarak kılın en dışında yer alan ve ucundan köküne kadar uzanan, keratinleşmiş yassı hücrelerden oluşan 6-8 sıralı bir yapıyı, yani kutikülü oluşturur.
Şekil 5. Kutikül (dıştan görünüş)

Kılların vücutta dağılımı
İnsan vücudunda 150.000 kadarı kafada olmak üzere 5 milyon kıl bulunur. Bu kıllar avuç içi, parmakların içe bakan yüzleri, ayak tabanı, dudak ve cinsiyet organlarının bazı bölümleri dışında vücudun her yerine yayılmış durumdadır ve değişik bölgelerde farklı yoğunlukta bulunur :


Yer

Yoğunluk (sayı / cm)

Saçlı derisi

200-400

Yanak (Erkek)

800

Yanak (Kadın)

75

Üst şakak

455

Beden

50-100

Proteinler
Kılın yapısındaki proteinler suda çözünmez ve proteolitik enzimlere direnç gösterir. Kılın esas yapısı, 18 aminoasitten oluşan ve dermal papillanın tabanında bulunan keratinositler tarafından meydana getirilen keratindir. Keratin tırnak ve deride de bulunur.


Aminoasit

Miktar (%)

Aminoasit

Miktar (%)

Sistein

17.5

Alanin

4.8

Serin

11.7

Prolin

3.6

Glutamik asit

11.1

Lizin

2.8

Treonin

6.9

İzolösin

2.7

Glisin

6.5

Trozin

1.9

Lösin

6.1

Triptofan

1.8

Valin

5.9

Fenilalanin

1.4

Arginin

5.6

Histidin

0.8

Aspartik asit

5.0

Metyonin

0.5

Keratinin yapısında, en çok sistein adlı kıla dayanıklılık veren kükürtlü bir aminoasit yer alır. Suda çok az çözünen, proteolize dirençli ve kararlı yapıda olan keratinin yapısında disülfür bağları bulunur.
Keratin konfigürasyonu:
1. Hidrojen bağları:
Oldukça zayıf olmakla beraber hidrojen bağları keratinin makromoleküler yapısı açısından önemlidir.
2. Disülfür bağları:
Saçın gelişimindeki keratinizasyon sürecinde kükürt içeren iki molekül sisteinin kuvvetli sülfür-sülfür bağları ile bağlanması saçın enzimlere ve kimyasal etkilere karşı dirençli olmasını sağlar.
Disülfür bağları ancak aşağıdaki etkilerle parçalanır:
* Ultraviyole ışık
* Uzun süre kaynatma
* Oksidan / indirgen maddeler
* Kuvvetli asidik / bazik maddeler
3. Tuz bağları:
Elektrostatik çekim sonucu güçlü bağlar oluşur. Bu tip bağları asidik ve bazik maddeler etkiler.
Su
Kılın su içeriği fiziksel ve kozmetik faktörlerden etkilenir. Kıl, nemlendirilince ağırlığı %12-18 artar. Nem oranı % 80'in üzerindeyse saç sağlığı olumsuz etkilenir.
Lipidler
Kılın yağ içeriğinin önemi azdır. Buluğ çağından sonra her iki cinste de kıl içindeki yağ miktarı artar, yaşla azalır; bu azalma kadınlarda daha belirgin olur.
Eser elementler
Eser elementler, saçlarla hem eksojen hem de endojen yollardan etkileşebilirler.
Endojenik kaynaklar olarak, matriks, bağlayıcı doku papillası, sebase, ekrin ve apokrin bezler ile yüzey epidermisi önemlidir.
Eksojen kaynaklar ise endüstriyel maddeler ve saç kozmetikleri gibi çevresel faktörlerdir.
Çevresel kirliliğin değerlendirilmesinde, saçların arsenik, kadmiyum, krom, bakır, cıva ve çinko içeriğinin ölçülmesi kullanılmaktadır. Çeşitli kuruluşlar parmak izi gibi, insana özgü kıl foton aktivasyon analizleri olduğunu açıklamışlardır.
KILIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
Esneklik
Özellikle saç kılının en önemli özelliklerinden biri esnek olmasıdır. Bu özelliği sayesinde saçın şekli değişebilir ve kısa süre sonra hiç zarar görmeden eski halini alabilir.
Saçın esnemesini, şeklinin değişmesini ve kıvrılmasını sağlayan, korteksin yapısında bulunan uzun, keratin iplikçiklerdir.
Saç kılı ıslatıldığında uzunluğu %30 kadar artabilir. Ancak daha fazla gerilim uygulanırsa saçta kırılmalar ortaya çıkar.
Renk açma ve perma gibi kalıcı kimyasal uygulamalar veya kıldaki kimyasal maddelerle etkileşen doğal ya da yapay ışık kaynakları kortekse zarar verir ve saç esnekliğini kaybeder. Esnekliğini yitiren saç kıvrılmaz.
Statik elektrik
Özellikle kuru ve sıcak havada fırçalanan saç kıllarının statik elektrik sonucu birbirini ittiği ve saçın kabardığı gözlemlenir. Bu durumun önüne geçmek için nemlendiriciler ve şampuanlara konan katkı maddeleri ile statik elektrik oluşumunun azalmasına ve saç yüzeyinin düzgün olmasına çalışılır.
Nem oranı
Saçların su içeriği nemli ortamlarda artar, korteks şişer ve kıl yüzeyi geçici olarak kayganlığını ve düzlüğünü yitirir, bu nedenle ıslak saçların taranması daha uzun sürer.

Porozite
Porozite, saçın nem tutma ölçüsünü tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bu da kütikulanın özelliğine dayanarak 'az', 'normal' ve 'yüksek' olarak derecelendirilir.

3. Tüy döngüsü
Tüy üretimi, hormonlar ve fiziksel uyaranların etkisi ile pasif halden aktif hale geçen kıl folikülünde başlar. Oluşmaya başlayan tüy, bir süre uzar, sonra bir uyarı alınca uzaması durur, büyüme durunca iç kılıf bozulur, tüy yüzeye doğru çekilir, kökle arasındaki ilişki azalır ve dökülür. Bir süre sonra tüy oluşumu yeniden başlar ve aynı süreç devam eder. Bu sürece 'tüy döngüsü' adı verilir.

Tüy döngüsünün dönemleri:

  • Aktif büyüme fazı (Anajen): Tüyün etkin büyüme dönemidir. Tüyün tam olgunlaşmasına kadar geçen ara döneme proanajen ve tam olgunluğa eriştiği yani deri yüzeyinde görülmesiyle başlayan döneme metanajen adı verilir.
  • Geçiş fazı (Katajen) : Büyüme ve beslenmenin durduğu dönemdir.
  • Dinlenme fazı (Telojen) : Tüyler dökülmeden önceki dönemdir, 'dinlenme dönemi' de denilebilir. Bu dönem bazı araştırıcılara göre 2'ye ayrılabilmektedir:

-Dökülme süreci (Eksojen)
-Folikülün boş kaldığı dönem (Kenojen)
Tüyün günlük uzama hızı, telojen / anajen oranı, bulunduğu yere göre farklılıklar gösterir.


Tüy Tipi

Ortalama Uzama Hızı (mm/gün)

Kaş

0.16

Kol ve Koltukaltı

0.30

Bacak

0.21

Göğüs

0.35

Saç

0.41

Vücut

0.27

Herhangi bir zamanda saç kıllarının yaklaşık % 84'ü anajen, % 2'si katajen ve % 14'ü telojen dönemdedir. Erişkin bir erkekte tüy çapı ortalama 0,7 mm'dir.
Kılların gelişimi
Vücut, doğum öncesi ince, yumuşak, özsüz, genellikle renksiz, yünümsü lanugo tüyleri ile kaplıdır. Anneden gelen androjenlere bağlı olan ve fetusu korumaya yönelik gebeliğin 3. ayında gelişen bu ince tüyler, genellikle doğumdan sonraki 3-4 ay içinde dökülür.
Doğum sonrasında insan vücudunda genellikle 2 tip tüy bulunur :

* Vellus tüyleri : Yumuşak, özsüz, bazen renkli ve nadiren 2 cm'den daha uzun olan tüylerdir. Ayva tüyü de denen ve ergenlik başlangıcına kadar değişmeyen bu tüylerde, tüy dikleştirici kas ve yağ bezi yoktur.

* Terminal tüyler (=kıl) : Genellikle 2 cm den uzun, kalın, özlü ve renklidir, tüy dikleştirici kasları ve gelişmiş yağ bezleri vardır.

Terminal tüyler, ergenlik öncesinde yalnızca saç, kaş ve kirpikleri oluştururken sonrasında androjenlerin etkisi ile pubis bölgesinden başlamak üzere, vellus tüylerinin yerini alır. Kız çocuklarda ortalama 11,7; erkek çocuklarda ise 13,5 yaşından itibaren başlayan bu değişimle tüylerin sayısı her iki cinste de yirmili yaşların sonuna kadar artar. Kılların artışı seksüel gelişime bağlı olarak genellikle 40 yaşlarına kadar sürer. Erkeklerde üst göğüs bölgesindeki kılların yoğunluğunda artış ise 50-60 yaşlarına kadar devam eder ayrıca yine erkeklerde orta yaşlarda kulak memelerinde kıllar belirir.
Yaşın ilerlemesi ile birlikte kıl sayısında azalma olur. Erişkinlerde 20-30 yaşlar arasında ortalama kıl sayısı 615 adet/cm2 iken, 30-50 yaş arasında bu sayı 485 adet/cm2'ye iner. Kellerde de folikül sayısında azalma görülür. Örneğin 30-90 yaşlar arasında bu sayı 306 adet/cm2 iken, saçlı olanlarda 459 adet/cm2'dir.
Kılların doğuştan yokluğuna "atrichie" adı verilir.